16 Aralık 2020 Çarşamba

BİR YILIMIN ÖZETİ


- Bu yıl en çok yaptığım şey belki de bütün dünyanın yaptığı gibi evde kalmaktı. 

- En çok kitap okuduğum, en fazla yemek yaptığım yıl oldu. Öyle ki evde pizza yapıp Das Kapitali okudum. Bu seneki gurur kaynağım buydu.

- En fazla doğa yürüyüşleri yaptığım yıldı. Bulunduğum ilde ve komşu şehirlerdeki neredeyse bütün parkurlarda doğa yürüyüşleri yaptım.

- En çok kamp kurduğum yıl da 2020 yılıydı. Beş farklı bölgede, sekiz farklı şehirde kamplar kurdum, patikalarında yürüdüm, şehir merkezlerini gezdim, sularından içtim.

- Ülkemizin en güneydeki şehrini de, en kuzeydeki şehrini de görme şansını bu yıl yakaladım. Böylece kuzey, güney, doğu ve batı sınırındaki bütün şehirlerde de bulunmuş oldum.

- En fazla değil ama yine birçok farklı müzeyi de bu yıl içerisinde gezme fırsatım oldu. En çok etkilendiğim Sinop Cezaevi Müzesi olabilir. Özellikle Aldırma Gönül şiirinin yazıldığı hücreyi görmek içimi burkmuştu.

- Kral Şuppiluliuma, pandemi döneminde en çok tartıştığımız ve esprisini yaptığımız tarihi figür oldu.

- Bu yıl okuduğum kitaplardan en sevdiğim kitap Andrew Mango'nun Atatürk kitabıydı. En sevdiğim film Son Mohikan. Dinlemekten en çok keyif aldığım şarkılar; La Foule, When We Were Young, Ella Ellel'a, Keklik Gibi, Ayrılık...

- En fazla briç oynadığım, en fazla ödül kazandığım yıl da bu yıl oldu.

- Tepsi kebabı, kağıt kebabı, Sinop mantısı, kerebiç tatlısı, ballı safran çayı ve nokul 2020'de ilk kez tattığım lezzetlerden bazıları olurken, hiç kola, gazoz ve meyve suyu içmedim.

- Belki de en güzel alışkanlığım televizyonu hayatımdan tamamen çıkartabilmekti. İnsanların bildiği ve tartıştığı birçok dizi, yarışma ve magazin programlarından uzak kalmak çok eğlenceliydi.

Pandemi yüzünden genel anlamda olumsuz geçen bir yılın sonuna varırken, kendi penceremden aslında hiç de fena sayılmayacak bir yıl olduğunu görüyorum. Yıllardır uğraştığım doktoraya başlamış olmam üstelik dersleri de online almam gerçekten büyük şans. Bu konuda Allah'a duacıyım. Yılın mottosu benim için "ne olursa olsun olumlu bak" olabilir. Belki de şair Beckett'in dediği gibi " Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene yine yenil. Daha iyi yenil."

8 Haziran 2020 Pazartesi

SERİNDERE KANYONU YÜRÜYÜŞ PARKURU


Uzun bir Corona arasından sonra ben de doğaya attım kendimi. En son 3 ay önce gittiğim ve çok da beğendiğim Serindere Kanyonu yürüyüş parkurunda soluğu aldım.Önce parkurla ilgili kısa bilgiler paylaşayım.


- İzmit merkezden araçla yaklaşık 30 dakikada ulaşabilirsiniz. Yuvacık Barajı ndan sonra Serindere tabelaları yön bulmada yardımcı oluyor.
- Başiskele ilçesi sınırları içerisinde yer alan bu parkur, adını Yuvacık Barajını besleyen derelerden birisi olan Serindere'den alıyor.
- İsmine Serindere denmesinin nedeni ise, derenin güneş ışınlarının çok az almasından ötürü suyunun biraz daha soğuk olması. Yani anlayacağınız yaz ayları için biçilmiş kaftan.
- Serindere Kanyonu birkaç yürüyüş rotası barındıran bir parkur. İsteyen dere içinden gidebilir, isteyen dere üst sırttan dere boyu ilerleyebilir. Biz dere üst sırttan parkuru belirleyip öyle gittik.

Serindere Parkuru yeşilin bütün tonlarını içerisinde barındıran, her türlü canlının yaşamına olanak sağlayan, sürprizlerle dolu bir parkur. Bu parkurda hiçbir parfümden alamayacağınız kokuları alabilir, hiçbir yerde yiyemeyeceğiniz meyveleri bulabilirsiniz.

Sabah saatlerinde başladığımız parkurda, yaklaşık 800 metre yürüdükten sonra karşımıza boru hatları için döşenmiş bir mağara çıkıyor. Bu mağaranın uzunluğu yaklaşık 600 metre, yüksekliği ise zaman zaman 1 metreye kadar düşüyor. İçerisi hiç ışık almadığından görüş mesafesi çok dar. Kafa feneri ya da en kötü ihtimalle bir telefon ışığı şart oluyor.


Mağaradan çıktıktan sonra yaklaşık 1 kilometre kuşların cıvıltısıyla birlikte yürüyüşümüze devam ettik. Ve ilk dere geçişimize geldik. Serindere'yi besleyen irili ufaklı birçok dere bulunur; bu onlardan ilkiydi. İlkbahar aylarında daha coşkun akan bu dere nispeten ufak derelerden biriydi geçerken çok da zorlanmadık.

Parkur boyu su kaynakları oldukça fazla. Fakat bir tanesi var ki benim asıl dikkatimi çeken oydu. İnanışa göre (belki de dedikodu) bu çeşmelerden su içen kişilerin kısmetleri açılıyormuş. Bekar kişiler evleniyor, para isteyenler para buluyor, iş talep edenler iş buluyorlarmış. :) 

Kısmet Çeşmesinde verdiğimiz kısa molanın ardından ikinci ve asıl büyük olan dere geçişimizi yaptık. Yaklaşık 5 metre uzunluğunda yer yer derinliği 1 metreyi bulan bu dereden geçtik. Kimi yerlerinde çok büyük kayalar olsa da bunlar çok kaygan ve hiç şakaya gelmiyor. Yani olası bir denge kaybında dereye kapılıp suyla birlikte kendinizi 50 metre aşağıda bulabilirsiniz.


Yaklaşık 5 kilometre daha yürüyüşümüze devam ettik. Yol boyu ısırgan otları bizlere eşlik ederken yer yer de dikenli dallar canımızı oldukça yaktı. Bu parkurda yapılacak en büyük hatalardan biri şort giymek. Ancak yer yer bulduğumuz erik ve elmalar ekşi severler için ideal.

Başta da söylediğim gibi Serindere parkuru bir kaç rota çeşidi sunuyor. Üçlü bir yol ayrımı bizi karşıladı. Bir taraf İnönü Yaylası tarafına, diğer ikisi Serinlik köyüne gidiyor. Biz İnönü Yaylası yönünü tercih ettik. Burası kısmen arabalarında geçebildiği daha geniş bir yoldu. Sürekli tepe çıkışı olmasına rağmen çok dik bir eğim olmadığından yormayan bir yol.  


Yüksekliği 30-40 metreyi bulan ağaçların gölgeleri etrafında yürürken, yerlerde biten dağ çileklerinin enfes kokularını içinize çekebilir, mükemmel tatlarından tadabilirsiniz.

Zirveye  çıktıktan sonra geri dönüş yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü başladığınız yerde bir çay yapıp içmek yürüyüş sonrası bütün yorgunluğunuzu alıyor.

Serindere parkurunda mutlaka iyi bir ayakkabınız olmalı; kesinlikle su geçirmeyen ve altı kaymayan. Isırgan ve dikenli dallardan dolayı tozluklarınız da olmalı. Ayrıca mağara için de bir kafa feneri olursa iyi olur.